More servicesWindows Live
HomeHotmailSpacesOneCare
 
MSN
Sign in
 
 
Spaces home  BiR_MaVi_ÖlÜmPhotosProfileFriendsBlog Tools Explore the Spaces community

Blog

    • View next 20 entriesView last 20 entries
    October 07

    Guller dalinda guzel

    Guller dalinda guzel Koparmayin solmasin

    Sevenleri ayirmayin Ayriliga yanmasin

    Seven yanmasin

     

    Birlesen bu ellerde mutlulugun yolu var

    Mutluluga giden yolda sevenler aglamasin

    Seven yanmasin

     

    Bir dilekte birlesen baska hayat tanimaz

    Biraz vicdani olan sevene kiyamaz

    Bize kiyamaz

     

    Tertemiz duygularla kurulan askimiza

    Biraz insafi olan sevene kiyamaz

    Bize kiyamaz

     

    Gecelerin karanligi beraberken gun olur

    Mutluluk bizden parca dunya cennet olur

    Bir cennet olur

     

    Guller dalinda guzel koparmayin solmasin

    Ayrilik sevenlere her gun bir ecel olur

    Bir ecel olur

    October 06

    üşüyorum nedeni belli

    yine boğuluyorum içimdeki sancılarla.. atamadığım çığlıklarımla... sanki atacağım tek çığlıkta tüm dünya yıkılacak.. o kadar güçlü bir çığlık ki içimde.. alınan her nefes bir insana bu kadar acı verir mi?..

    terk edilmiş bir geleceğin hayali karşımda.. hatta kaybolma kelimesinin anlamını yitirecek kadar bilmediğim bir yerdeyim.. burada geleceğin esamesi bile okunmuyor.. bilinmiyor burada geleceğin bile  hayali kurulmuyor.. burada sadece; geçmişte bir zamanın boşluğunda yaşadığın belki… mutluydum diyebilecek günlerinle geçiyor günler.. bugünü ve yarını düşünmeyecek kadar yorgunum….


     

    karanlığın içinde ve esen rüzgara meydan okuyan bir mumum.. rüzgarın beni söndüreceğini bile bile meydan okurken, bir nefesin beni söndürmesine izin verdim.. bir daha beni yakmayacağını bile bile..


     

    bugün yine boğuluyorum içimdeki sancılarla.. ve atamadığım çığlıklarımla… gece ağır ağır, yüklendikçe yükleniyor üstüme.. uyumayı unuttuğum yatağımda oturamıyorum bile.. sığmıyor yüreğim.. bu odaya, eve,... bu dünya ya...sığmıyor....!boğazımda yutulması imkansız bir düğüm..


     

    yok yok artık tutma ellerimden ben öldüm...o kadar belirsiz ölmüşüm ki ben öleli aylar olmuş ama hala yaşadığımı sanıyorlar...farketmiyorlar bakışlarımdaki boşluğu, gülümsememdeki bilinçsizliği, konuşmamdaki monotonluğu...ben öleli aylar olmuş, yasımı ise bir tek ben tutuyorum..artık içimdeki küçük kıza hoşçakal dedim bana ait olmayan siyahımı içeri davet ettim... ve belirsiz bir şekilde uykuya daldım kendimce..


     

    yine boğuluyor bu mülteci...içindeki sancılarla


     

    hiç okuyamıyacağın bir mektup yazıp hayali mürekkeple
    yorgun ayaklı bir postacıya veriyorum;
    hiç ulaşmasın sana diye.
    çifte yedili atarsan
    İpini koparmış bir uçurtma kadar özgür olacağım ; söz. ama şimdi nane, limon kaynatmam gerek.. kalemime hapşırıyor tükenmezi
    titriyor kelimelerimin akibeti belirsiz hiçliği nefessiz bırakılmış öznelerim fiillerimde açkarnına tokluk hissi..... 
                                                                      üşüyorum nedeni belli…

    bir hayalden ibaret özlemlerim

    satırlarıma ‘sen’ değil,
    özlemin dökülüyor…
    olmazsa olmazım ‘sen’…
    yoksun işte…
    bir hayalden ibaret özlemlerim…yastığıma başımı koyduğum da sadece sen`li hülyalara bırakıyorum ruhumu... dışına çıkılması zor bir yol gibisin…çıksam, düşeceğim sanki uçurumundan…
    oysa yoksun, varlığımın sınırlarında…
    anladım ki sen kolaylaştırdıkça anlamını, ben zorlaştırıyorum seni…oysa basit bir oyunsun, beynimin içinde karmaşaya sebep olan.
    ve karmaşık olan sen değil, sensizliği anlamak…
    hangi kelime, hangi cümle sensizliği anlatabilir ki ?
    düşünüyorum da düşünecek bir şey yok özünde…
    varlığının yerine yokluğunu kabullenmeyi öğrenmeli avaz avaz…
    bir sensizliği bir de yalnızlığı yaşayabilmeli içimde ki sesliliğe rağmen…
    oysa,
    bıraksam çığlıklarımı terkini sindirecek suskunluğum…
    bu yalnızlık, suskunluğuma eşit olacak sensizliğe giden her adım da…
    biliyorum, kendimi kandırıyorum zamana karşı…
    ve bilmek bahane değil ‘bana’…
    olmazsa olmazım ‘sen’…
    yoksun işte…
    ve görmüyorsun…

    İctimaî (Toplumsal) Görevler

    Bilindiği üzere, insanlar yaratılış bakımından medenîdirler. Toplu bir halde yaşamak ihtiyacındadırlar. Bu yönden aralarında karşılıklı bir takım görevler bulunur. Bunlar gözetilmedikçe, toplum hayatı devam edemez, hiç bir işte düzen bulunamaz. Bu görevlerin başlıcaları şunlardır:

             1) Cemiyet ferdlerinin hayatını gözetmek: Her insan yaşamak hakkına sahibdir. Hiç bir kimsenin hayatına haksız yere tecavüz edilemez. İslâm gözünde bir insanı haksız yere öldüren, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Aksine bir insanın yaşamasına sebeb olan bütün insanları hayata kavuşturmuş gibi olur.

             2) Ferdlerin hürriyetini gözetmek: Yüce Allah aslında bütün insanları hür olarak yaratmıştır. Hiç bir kimse meşru bir sebep olmaksızın esir edilemez. Ancak hürriyetlerin çerçevesi belirlidir. Her insan her istediğini yapmak yetkisine sahib değildir. Öyle olsa, cemiyetin hürriyeti kaybolur gider. Herhangi bir sebeble esir olmuş kimseleri hürriyetlerine kavuşturmak, İslâmda büyük bir hayır sayılmaktadır.

             3) Ferdlerin vicdanlarını gözetmek: Vicdan İlahî bir kuvvettir, ruhun bir özelliğidir. İnsan, bozulmayan bir vicdanla, iyi şeylerle kötü şeylerin arasını ayırabilir. Vicdanın kıymeti dışardaki eserlerinden anlaşılır. Fena harekette bulunan insanın, iyi bir vicdana sahib olduğu söylenemez. İslâm, bütün insanların hidayet ve mutluluğunu isteyen vicdanlara büyük önem verir. Kirli vicdan sahiblerinin de hallerine acır, kendilerini doğru yola getirmeye çalışır. Fakat hiç bir kimsenin vicdanına başkalarının musallat olmasına cevaz vermez. İnsanlar birbirlerini iyilikle uyandırmaya ve hallerini düzeltmeye çalışırlar. Birbirlerinin vicdanına hakim olmaya çalışamazlar. Vicdanlara bakan ancak Yüce Allah'dır. Herkesi vicdanındaki duygularından dolayı mükâfatlandırır veya azab eder. Yalnız şunu da söyleyelim ki, kötü vicdanları düzeltmek için yapılacak olan bilinçli uyarıları ve öğütleri, vicdanlara karışma şeklinde anlamak doğru değildir.

             4) Ferdlerin ilmî görüşlerini gözetmek: İslâmda onun bunun fikrine, ilmî, görüşüne tecavüz edilmesi caiz değildir. Şu kadar ki, herhangi bir fikrin ve kanaatın doğru olup olmadığına, yine ilmî bir şekilde müdahale etmelidir. Çünkü bir hakkın meydana çıkması, ancak bu sayede mümkün olur. Bir batılın kötülüğünden cemiyetin kurtulabilmesi de ancak böyle yapmakla mümkündür.

             5) Ferdlerin namus ve şereflerini gözetmek: İslâm dininde herkesin namus ve şerefi saldırıdan korunmuştur. Böyle bir saldırı ağır bir cezayı gerektirir. Bunun içindir ki, İslâmda gıybet, iftira, alay etme, sövme ve kötü söyleme kesinlikle haramdır. Başkalarının namus ve şerefine saygı göstermeyen kimse, namus ve şeref duygusundan yoksundur. Cemiyetin kutsal duygularına saldıran bir canavar gibidir.

             6) Ferdlerin mülkiyet haklarını gözetmek: İslâmda herhangi kimsenin mülkiyet hakkına, mülküne ve tasarruf hakkına tecavüz etmek haramdır. Herkesin kazancı kendine aittir. Herkesin meşru surette kazandığı malları tecavüzden korunmuştur. Cemiyetin ilerlemesi ve medenî bir halde yaşayabilmesi, ancak bu korunma ile mümkün olur. Bir cemiyeti meydana getiren ferdlerin servet ve meslek bakımından değişik derecelerde olmaları, hikmet ve ihtiyaç gereğidir. Herkes Allah'ın taksimine razı olmalıdır. Herkes meşru şekilde çalışıp servet kazanmalıdır. Temiz ve huzurlu bir cemiyet hayatının başka şekilde devamına imkân yoktur.


    Ölümler çıplak gelir


    Geceyi indirir yavaşça
    gözlerine
    Benden geçmek kolay değil
    Feryat eder ateş sözlerime

    Yayılır nefesin çiçeklere
    Ay ışıldar soğuk soğuk bedeninde
    Günah bana hiç el değil
    Feryat eder dilim
    hüzünlere

    Vedalar doğru değil
    Sevgiler
    yalan değil
    Koşarım ben sensizliğe
    Bu son bakışsa
    Gitmek hiç mümkün değil

    Görünür bana senden kalan
    Bilirim ki vardır şarkımı duyan
    Boşunadır yakarış çizilene
    Geçer
    zaman aşk sevilince

    Ölümler çıplak gelir
    Gecyi indirir yavaşça
    gözlerine
    Senden çıkmak kolay değil
    Beterdir
    hayat acılar çekenlere

    Vedalar doğru değil
    Sevgiler
    yalan değil
    Koşarım ben sensizliğe
    Ağlarım
    yağmur düşürür seni
    Kapı açık gir içeri

    October 05

    bunu da bil sevgili

    sen sokak köpekleri kadar bile gurulu olamadin be sevgili. diyemedin bitti diye.
    aldattim, yalandi diyemedin.
    oysa tüm kapilari açik birakmistim sana.
    söyle dedim. anlat dedim
    ama onu bile beceremedin sevgili.
    bugün yolda gelirken bir sokak köpegi gördüm kararttigin düslerim gibi kapkaraydi, agzinda yoldan buldugu bir bez parçasi çekistirip duruyordu.
    öylece baktim karsidan yanindan geçerken ufak birde gülücük verdim.
    öylece bakti suratima oldugu yerden. simdi simdi anlamlandiriyorum. iste o bez parçasi gibiydim bende ellerinde. ben bir bez parçasi bile olmayi becerdim de sen o köpek kadar bile gururlu olmayi beceremedin be sevgili. bagiramadin yüzüme söyleyemedin bittigini.
    öylece asili kaldi askim(iz) havada.
    beklerdim ki tek kursunla çek vur bu aski.
    ama sen onu bile beceremedin.
    astin kalbimi, askimi, yüregimi. bekledin ki can çekissin. belki ölmezde döndügünde sen alir kurtarirsin onu ipten. o zaman kurtaricisi sen mi olurdun sevgili? yeniden kucak mi açardi sana yüregim? bu degildi benim ugruna canimdan geçtigim ömrümden vazgeçtigim adam. adamdi benim sevdigim. sen adam bile degilmissin ki sevgili. hiçmissin sen. koca bir hiç hemde. bitti diyemeyen. bende her sey yalandi demeyi bile beceremeyen. karsima çikmaya yetecek kadar yüregi birak bitti diyebilecek kadar bile yüregin yokmus senin sevgili. oysa bende öyle bir yürek varki çocuk var olman gerek. kaldiramadin sen böylesi sevilmeyi, böylesi sevdayi. oysa ben sen hep büyük sevil istedim. o yüzdendi seni böylesi büyük sevisim. daglari karsima alisim.oysa kendi sevgimle ürkütmüsüm seni. hani kaçar ya sokak köpekleri üzerine yüründügünde sende öyle kaçtin büyük sevilmekten, öyle ürktün.
    beklerdim tek kursunla çek vur bu yüregi. ama onuda berecemezdin degil mi sevgili?
    biliyordun degil mi tek bir kursunla degil sarjörler bosaltsan üzerine yine de ölmezdi bu yürek.
    pes etmez, yorulmaz, bikip usanmaz, ölmezdi degil mi sevgili?
    bekledim sokaktaki köpek kadar yürekli ol bagir yüzüme...
    tek bir seyi çok iyi bildin sen sevgili kendinden nefret ettirmeyi...
    simdi sokakta gördügüm o kara köpege verdigim tebessümü
    vermeyecek kadar kin ve nefret doluyum sana,
    bunu da bil sevgili

    haykırırcasına sus

    haykırırcasına sus..ve.. utan..!
    sen hiç dertleştinmi yalnızlıkla?peki ya senin hiç sensizliğin oldumu?ya hiç güneşi beklerken,tutulduğuna şahit oldunmu?yarını beklerken,farkında olmadan saatin yarını gösterdiği oldumu?herşeyini feda ettiğin vurdumu seni usuldan hiç?birden etrafı izlerken gülen insanları fark ettiğinde,ne zamandır suratının asık olduğundan habersiz oldunmu?göz yaşlarını farkettirmemek için yağmuru bekleyip ağladınmı hiç?seni beklemiyorum artık..gülüşün var sadece aklımda ve gözlerin..sevgimi güneşe sardım sıcak kalması için..umudumu yağmura yatırdım,her damlada biraz daha büyümesi için..kötü ne varsa,üzerine bir avuç toprak attım yok olması için..seni sana bıraktım!!herşeyden herkesten habersiz..elvedasız yok oluşum senden ..şimdi gülüceklerin başkasının olsun..gözlerinde...teninde..kokunda..şimdi dışından yalan da olsa gül..İçin kan ağlamayı tat..şimdi başkasına bana baktığın gibi bak..utan..tenine başkası değsin..kokunu saklamaya çalış..ve yalancı bi tebessüm savur...durma.. hadi gül...gözlerin kan çanağı oluncaya kadar gül!! haykırırcasına sus!!..ve ardında neleri bıraktığını düşün..
    sevincinden kahrol!!!

    sana her gece dua ediyorum

    sana her gece dua ediyorum sevdiğim için değil beter olasın bana çektirdiğin acıları bir gün sende çekiceksin geceleri göz yaşların yaş olarak değil kan olarak aksın benden gittiğine bir gün pişman olucaksın çünkü benden çok seveni istesende asla bulamıycaksın sende benim yandığım gibi yan sende benim gibi her gece göz yaşı akıt hayatın boyunca yuva kuramazsın inaşallah her gece rüyalarında kabusa boğulasın uykunda gözlerin açılsın bırak senin gibileri hep böyle kalsın yaralarınıza bir ilaç bulunmasın...beddualar bile sana az gelir sen benim hayatımı mahfettin işte benim sana olan nefretim sen benim değerimi bilemedin gittin şimdi ellerden ellere geçeceksin bir gün hayatından bezeceksin allahım sana cennet yüzü göstermesin yattığın yatağını mezarına benzetsin kimseler gelipte sana dua etmesin sen insan değilsin şeytanda betersin sen insan değerini nerden bileceksin bilemezsin kalpsizin birisin sen nasıl seveceksin sana acıyordum aynı bebek gibiydin ama şimdi bana gerçek yüzünü gösterdin sen basit biriymişsin sana nasıl inanıpta kollarına girdim sen benı ağlattin birakipta ellere kaçtin senın hatani anladim ahh kıtabini çoktan kapattim....

    En büyük yıkıntısı iç dünyamızın

    Artık aldanmak istemiyorum. Beni sevgilerinin ölümsüzlüğüne inandır, korkulardan, şüphelerden kurtar. Hiç aldanmamışların o engin iç rahatlığına hasretim. Ayıkla, arıt beni... Bütün insanlar aldanıyormuş, sürekli bir aldanmaymış yaşamak... Ne çıkar? Ben artık aldanmak istemiyorum ya! Sen ona bak... Onun için seni erişemeyeceğin bir yere çıkarmayacağım, olduğun gibi seviyorum seni. Olmanı istediğim gibi değil... Hiç olamayacağın gibi değil... Neredeysen orada dur... Nasılsan öyle kal...



    Bütün mevsimleri bir günde, bütün yılları bir mevsimde yaşamaya razıyım seninle. Yanımda olduğun zamanlar nasıl apaydınlık oluyorum, nasıl içim huzurla doluyor, görmüyor musun? Gözlerimin derinliğine bakma; başın dönmesin... Gelecek günleri düşünme, korkma büyük hazlar yaşamaktan. Erişemeyeceğin hiç bir mutluluk yok. "Yaşadım" diyemeyeceğin hiç bir günün olmayacak benimle...



    Hiç aldatma beni, hiç yalan söyleme... Bir gün aldatsan bile; aldandığımı senden öğrenmeliyim önce. O zaman ölsem de mutlu ölürüm, inan... Biraz da olsa inanmış ölürüm.



    Aldanmak...


    En büyük yıkıntısı iç dünyamızın...



    Aldanmak...


    Ses veren üç telimizden birinin kopması...



    Aldanmak...


    O en son fakat en kesin kabullendiğimiz gerçek...



    Sen hiç aldatma ne olur!..



    Yıkılışım da sevgim kadar büyüktür benim. Bırak, kalbimden ses veren bütün teller ben yaşadıkça sana inanmayı söylesin. Sana kayıtsız, şartsız inanmak olsun; bütün kazancım yaşamaktan. O zaman her şeye katlanırım. Korkulardan, endişelerden uzakta her saniye yaşadığımı bilirim. Çaresizlikler beni korktumaz. Şu aşağılık dünyanın hiç bir acısı seni sevmeyi unutturamaz bana artık.



    İnanmak; seni düşündükçe söylediğim bir şarkı olmalı dudaklarımda...



    İnanmak; gökyüzünün en karanlık zamanında bile görebileceğim bir yıldız olmalı...



    Dağlardan, denizlerden esen serin rüzgarlar gibi, senden gelen bir şey olmalı inanmak. Kimi gün kalem olmalı parmaklarımda, kimi gün kulağımda musuki, gözlerimde ışık olmalı. İçtiğim suda, yediğim ekmekte sana tüm inanmanın tadını duymalıyım. Her sabah ilk ışık, sana inanarak yaşayacağım mutlu bir gün getirmeli bana. İşte o zaman yokluğuna bile dayanabilirim, özlemlerim daha derin bir anlam kazanır. Seni beklerken şüphelerin o kahredici zehiri ile, geciktiğin her saniye bir defa ölmem.



    Artık aldınmak istemiyorum. Seni aldatmak zevkinden sonuna kadar mahrum edeceğim. Beni aldatmanın acısını da, sevincini de hiç tattırmayacağım sana. Çünkü, aldattığın zaman; yemin ediyorum yeryüzünde olmayacağım. İnanmışlığım ölüme kadar sürsün, bırak...

    bir bebeğimiz olsun!



    Mesele evlilik değil.
    İyi bir evlilik, hadi daha modern olalım, iyi bir ilişki, iyi bir “baba” da yaratacak diye bir şey yok.
    Senin adamda bayıldığın şeylere bakalım velet bayılacak mı?
    Gece gündüz çalışan meşhur bir iş adamı senin başını döndürebilir ama buna hangi çocuğun ihtiyacı vardır ki?

    Şöyle gerzo bir düşünce hakim.
    Zengin adamdan, şöhretli adamdan, kültürlü adamdan, yakışıklı adamdan olsun da SÜPER bir bebeğimiz olsun!
    Minicik bir spermden ne büyük beklentiler ya Rabbim..
    O mikrop kadar şeyin içinde kütüphaneler var sanki.
    “Proje çocuk” üreticilerine kötü bir haberim var;
    Böyle bir şey yok.
    Ne zeki adamlardan ne şapşal çocuklar doğuyor!
    Ve ne güzellerden ne çirkinler..
    Karakter de keza..
    “Senin de karizman var benim de karizmam var hadi karizmatik bir bebek yapalım” derken “keriz”matiğin önde gideni bir Kütükcan’ın oluverir.
    Veya nefis bir Embesgül’ün.
    Velev ki tutturdun, bu “proje çocuk” senden mavi göz, ondan sıkı popo aldı diye mutlu olacak mı bakalım?
    Mesele iyi bir fabrika ürünü mü çıkartmak?
    Para gider gelir..
    Şöhret gelir gider.
    Kültür dediğin beş yılda bayatlayabilen bir şey.
    Kendini en entelektüel sayanların düştüğü halleri de görüyoruz interneti kullanamadığı için.
    Geriye ne kalıyor?
    Anne babamızdan alıp alacağımız nedir?
    Ya da artık tersinden bakmam lazım??
    Verip verebileceğimiz nedir?

    Ben baba sevgisi görmemiş biriyim. Doğruya doğru. Bilmiyorum. Babasının prenses kızı değildim. Babasının prenses kızını geçtim babasının herhangi bir şeyi bile değildim.
    Ne varsa anneden.
    Hayır!
    Alışılmıyor buna.
    Hayat boyu bir yara.
    Kapandığını sandığın anda bakıyorsun şakır şakır kanıyor.
    Dikiş tutmuyor.
    Sokaklarda, filmlerde babasıyla kucaklaşan, oynayan, gülüşüp, şakalaşan çocukları görünce gözlerim HÂLÂ yaşarır.
    Elimde değil.
    Böyle acayip, iskelesiz, dubalar üzerinde bir hayat hissi verip duran, sevimsiz bir şey..
    Okuduğum iyi okullar, yaptığım iyi işler, sevdiklerim, sevenlerim ne kadar telafi etti?
    Şüpheli.
    Duruyor işte..

    Gözümün önünde bir sahne gelip duruyor;
    Babası kızını bisikletinin arkasına, çocuk koltuğuna oturtuyor, tam hareket edecekken yarım dönüp kızına bakıyor, tatlı tatlı gülümsüyor ve kızı, babasına yeniden ve yeniden ve yeniden aşık oluyor..
    Kendimin de tav olduğu o gülümseme kızımı da dondurma gibi eritiyor..
    Günde sekiz yüz kırk altı kere falan kafamda bu sahneyi oynatıyorum.
    Bir kadın, çocuğuna, aşık olacağı, ölüp biteceği bir babadan daha güzel başka ne verebilir?
    Gerisi zırvalık.


    Toplumdan kopuk bir şiir düşünülebilir mi

    Toplumdan kopuk bir şiir düşünülebilir mi? Toplumla ilgiler kurmayan bir şiirin gerçeklik değeri nedir?Herşeyden önce şiir,kasıtlı bir iradenin ürünüdür.Diğer taraftan şairi ve ürününü,içinde yer aldığı toplumun yaşama şartlarından,kültürel ve siyasi yapısından vareste düşünemeyiz.Şiiri besleyen,toplumun içinde cereyan eden olaylardır biraz da.Kadim zamanlarda topluma(topluluğa)yön gösteren bir konumu üstlenen şairler, günümüz toplumunda bir memurdur artık.İmar eden bir memur değil,toplumda ne gibi bir işlevinin olduğunu sorgulamayan bir memur.Şiiri besleyen bir toplumdan bahsediyoruz,toplumu besleyen bir şiirin sözü edilebilir mi?Ne yazık ki hayır.bu yeni zamanlarda toplumun şiire ihtiyacı yok ya da şiir okuma ihtiyacı hissetmeyen,hayatında şiire hatırı sayılır bir yer açma niyetinde olmayan bir toplumun üyeleriyiz. Şiirin meseleleri ile toplumun meseleleri arasında bir kan bağı kuramıyoruz.

    Yaşadığımız toplumsal ve ekonomik şartlar,hızlı bir koşuşturmacaya dayalı,daha çok kazanç elde etmeye,daha rahat bir hayatın imkanlarına odaklı,maddeye,maddi kavrayışa,maddenin el üstünde tutulduğu bir ideale yazgılı şartlar.Böyle bir toplumda şiirin toplumdan beslenmesi ancak ilişkiler düzeyinde olur.Bu düzeyin ifadesini İsmet Özel’de buluyoruz: "İnsanın insanlarla olan bağlantısı ve insanın çevresiyle olan ilişkisi yüzünden yüreğinde,kafasında beliren çatlak belli bir duyarlık sahibi herkesi şiir okumaya muhtaç hale getirir.Getirmiyorsa artık kafaların,yüreklerin yerli yerinde bir işleyişi kalmamış demektir"

    Şairin toplum içindeki yalnızlığını neyle açıklamalı?Bu açılamaya en isabetli kelime ‘çöküş’ kelimesi olabilir ancak.Toplumun en hassas yerindeki tehlikeyi sezebilen bir duyarlılık ustasıdır şair.Duyargaları topluma,adeta kalbine çevrilmiştir.Toplumların çöküş zamanlarında en gür,en yüksek,en tiz ses şairlerden yükselir.Akif’in şiiri,buna en çarpıcı örnektir.Akif’in şiiri("Hakkın Sesleri" şiiri)topluluk karşısında yüksek sesle okunabilen şiirlerdir.Bu anlamda modern epiğin ilk örneklerini oluşturur:

    "İlahi,altı yüz bin müslüman birden boğazlandı…
    Yanan can,yırtılan ismet,akan seller bütün kandı!
    Ne masum ihtiyarlar süngüler altında kıvrandı!
    Ne bikes hanümanlarişte,yangın verdiler,yandı!
    Şu küllenmiş yığınlar hep birer insan, birer candı!"

    Akif’in, şiirlerinde kullandığı kelimeler,kendi toplumunun kelimeleridir aynı zamanda.Octavio Paz’ın ifade ettiği gibi "Bireysel dil,şair tarafından biçimi değiştirilen veya sırları ortaya saçılan ortak dilin kendisidir."Mehmet Akif,içinde yaşadığı toplumun dil hazinesinden kelimeler devşirmiş,karşılığında da topluma hayat vermiştir.Günümüzde bu karşılık gelen hayatiyetin,kan pompalamanın sahiciliğine ve besleyiciliğine şahit oluyor muyuz acaba?Özcümle,içinde yaşadığı topluma hayat veren bir şairden bahsedebilir miyiz?

    Şiir,gündelik hayata açıklık kazandırabilir

    Şiir,gündelik hayata açıklık kazandırabilir.Şiir dediğimiz insan uğraşı,gündelik hayattan ayrı ve bağımsız bir oluşum süreci değil.Bir demirin halkaları gibi iç içe ve bütün.Parçalanmış bir şuurdan bütün bir şuura ulaşmak istiyorsak şiir uğraşına da bütüncül bakmalıyız.

    Şiir ve gündelik hayat nasıl birbirinin tamamlayıcısı ve besleyeni ise,düşünme edimi ve zihinsel etkinlikler de birbirine kopmaz bağlarla bağlıdır.Düşüncenin şiirini yazabilmenin imkanı var mı,ya da, düşündüklerimizi şiir bütünlüğünde sunabilir miyiz? Eğer sunuyorsak yanlış bir yoldayız demektir.Bunun için nesir(düzyazı)en ideal yazı formudur.Yine de şiir uğraşının sahiciliği,düşünme eyleminin dışında anlamına kavuşamaz.Bizatihi şiir,düşünmeyle(akletme)anlam kazanır.Burada da önemli olan düşünce-davranış bütünlüğünü gözetmektir. Böylece şiir ile düşünce/düşünme edimi arasında çok yakın ve birebir ilişkinin olduğu sonucuna varıyoruz. Bu iki uğraş alanı arasındaki yakınlığa bakarak,şiirde alttan akan bir düşüncenin varlığını yadsımayan bir noktaya varırız.Aynı şekilde şiirin temel bir hükmü,daha doğrusu sağlam bir düşünce temelinin olması gerektiğini düşünebiliriz.Şiir önermelerle yazılmaz,bu doğru.Bu doğruya bir doğru daha eklememiz gerekiyor:Biz bir düşünceyi doğrulamak için şiir yazmayız. Pek yüksek ideallerimiz ,cezbedici tasarımlarımız olabilir.Yine de hakikatin bilgisini sunmaz şiir, hakikate giden yolda hangi anlamlara işaret edilir,şiir bize bunun bilgisini öğretir.Şiir açık açık bağırmaz,işaret eder ve hissettirir.

    "Bir büyük yazarın bilgeliğinin en büyük kanıtı,yapıtlarıyla uzun boylu tanıştıktan sonra,şöyle söyleyebilen kimselerin tanıklığıdır:Onunla bir süre birlikte olduktan sonra,ben de kendimi bilge bir kişi gibi duyuyorum.Bilgelik mantık önermelerinden daha derin bir düzeyde iletebileceği için,bilgeliğin iletişimde bütün diller yetersiz kalır;belki bilgeliği iletmeye en yeterli dil şiir dilidir.Büyük bir şairin bilgeliği yapıtlarında saklıdır;bilgeliğin ayırdına varırken kendimiz daha da akıllı oluruz."

    Şiir katıksız bir tefekküre dalıştır.Şiirin, bizim en insani yönlerimizi açığa çıkartan işlevinin yanısıra dünyada bulunuşumuza bir anlam verip özümüzün gürleşmesine katkısını da söz konusu edebiliriz.Dünyada tuttuğumuz yer itibariyle şiirin kazandırdığı;bir sahicilik,bir sarihlik,bir huzur ve sükunettir.Şiir bizim anlatamadığımızdır.Anlatamıyorsak şiire gideriz.Medeniyetin başımıza saldığı belaların bertaraf edilmesi için şiirin sükunetine sığınırız.Şiirin sesi kendi sesimiz olduktan sonradır ki en dipteyizdir artık.

    Şiir bir anlamda insanın kendiyle bir karşılaşma denemesidir.Kendini ciddi bir şekilde muhatap alan bir insan,şiiri de aynı ciddiyetle karşılayacaktır.Hayatımıza ne kadar önem verirsek şiire de o kadar önem veririz.Savruk bir üslup,yaşadığımız ,içinde yer aldığımız hayatın da aynı şekilde savruk ve karmaşık olduğunun göstergesidir.

    Sahip olduğumuz düşüncelerin sağlamlığının muhasebesini şiirde yapmayız.Zihniyetimizin bir ürünü değildir şiir.Bu bağlamda şiir ve düşünce arasındaki ilişkide mihenk taşı diyebileceğimiz nokta,‘çağdaş eleştirel güç’diye tanımlanan,yazdığımız şiiri sığlıktan,güdüklükten ve yüzeysellikten kurtaran,şiirin dirimsel-düşünsel atılımıdır, diyebiliriz.

    vazgeçmeyecek kadar, ama

    anladim
    bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını, kendimi bulduğumda anladım.  herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış, kendi yolumu çizdiğimde anladım.. bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek değil.. bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım.  yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış, aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım.. acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden, neden hiç ağlamadığını anladım.. ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla  ağlamaktan daha değerliymiş, gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..  bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği  acıtabilirmiş, çok acıttığında anladım.. fakat,hakkedermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını, gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım.. yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet, yüreğini elime koyduğunda anladım.. ``sana ihtiyacım var, gel ! `` diyebilmekmiş güçlü olmak, sana ``git`` dediğimde anladım.. biri sana ``git`` dediğinde, ``kalmak istiyorum`` diyebilmekmiş sevmek, git dediklerinde gittiğimde anladım.. sana sevgim şımarık bir çocukmuş, her düştüğünde zırıl zırıl  ağlayan, büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım.. özür dilemek değil, ``affet beni`` diye haykırmak istemekmiş pişman olmak, gerçekten pişman olduğumda anladım.. ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş, sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış, yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
    ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,  beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım.. sevgi emekmiş, emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar
    sevmekmiş...

    İşte ayrılık bizide buldu


     

     

    İşte ayrılık bizide buldu diğerlerinden çok farklı ve acımasız bir ayrılık diğerleri gibi kavuşma ihtimalimiz hiç yok diyebileceğim kadar imkansız gözlerinden akan yaşları dindirmek için söz verdim senin için dönmeye yemin ettim uzun zaman olmuştu ağlamayalı ilk defa böyle yağmur gibi boşalırcasına ağlıyordum ağlamam seni dahada yıktı farkındayım ama sen ağlarken ben nasıl tutabilirdim gözlerimdeki yaşları güçlü olmalıydım yapamıyordum sarılmak sarıldıkça sarılasım geliyordu öpmeye doyamıyordum ellerini yüzüme sürüyor kokun sinsin istiyordum şimdi dünya üstüme yıkılmış gibi konuşmak istiyor fakat boğazımda yumruk gibi oluşan yutkunmalardan konuşamıyordum içimden bi ses sana hadi git demem gerektiğini söylüyor yoksa otobüse binip seni bırakamıycak gibiyim sonunda "git" demeyi becerebildim ısrarla gitmiyceğini söylüyordun gitmen gerek bebeğim yoksa seni böyle ağlattığım için kenidimi affetmeyeceğim içimden bunları söylüyor yüzüne gitmen gerektiğini dile getiriyordum otobüs kalmak üzere ellerini boynumdan alarak bana birşey olursa güçlü ol seni sevdiğimi unutma birtanem otobüsüme binmiştim başımı cama yaslayıp elimi cama dayayıp yumruğumu sıkıp şimdiden isyana başlamıştım arkama dönüp baktığımda sevdiğim yolda dizleri üstüne çökmüştü allahım nekadar zormuş ellerime sinen kokusunu iliklerime kadar çektim uyumak istiyor uyuyamıyordum annem yemem için birşeyler koymuş nasıl yicektim arkadaşa verdim yanımda oturana peki sen dedi beni boşver arkadaş dedim birliğe gelmiştim hemen sevdiğimi aramıştım bitik bir sesle canım dedi benim arıycağımı biliyormuş gibi sesini duydum ve fazla sürmedi kapadık şimdi ölüm yuvama gelmiştim heran ecelimin geleceği yuva ranzama uzandığımda resmine bakıp dualar ediyordum düşünmeden olmuyor düşününcede herşeyi unutuyordum en çok korktuğumda aklımı oynatmaktı ve zaman geçtikçe ölümü düşündükçe sevdiğimi anamı kırar oldum sevdiğimi kendimden soğutmalıydım ölmeyeceğim garantimiydi ve kararımı vermiştim telefon ettim senden artık nefret ediyorum beni birdaha arama o lanet olası hüzün dolu ve ümit veren mektuplarından bıktım bi izin günüm var onuda seni arayarak geçiremem hem burda beni senden daha çok seven biri var üzgünüm güzel gözlüm seni artık sevmiyorum allaha emanet ol beni unut.telefonu kapadıktan sonra yığılmıştım doğru olan buydu öldüğümü duyunca yıkılmasındansa kendi canına kıymasındansa benden nefret etmesi daha iyiydi iki gün sonra elime bir mektup gelmişti güzel gözlümdendi mektubu açar açmaz kokusu geldi burnuma okumaya başladığım anda ölmeyi istemiştim güzel gözlüm canına kıyacağını ve onsuz muylu olmamı dile getirmişti telefona koşmuştum telefona kardeşi çıkmıştı efendim diye güzel gözlümü verirmisin hemen demiştim üzgün olduğunu ve telefona gelemiyceğini söyledi kapamam gerekiyo dedi neden dedim eğer ablamı bukadar düşünseydin onu bırakmazdın şimdi o kendisini sonsuzluğa bıraktı şimdi mutlu ol o seni sevenle ama dedim arkadaşım yanıma gelerek operasyona çıkılıcağını söyledi operasyona çıktık kurşunlar kafamın üzerinden geçiyordu ve birisi kalbimin üstüne geldiğini hisset canım acıyordu ve arkadaşıma sevdiğimin yanına gidiyorum gözlerimin önündeydi hayali bekle beni geliyorum sevdiğim dedim ve son nefesimi vermiştim şimdi senin yanına geliyordum...

    bana yardım etki

    bana yardım etki
    bekletiklerime döneyim
    bana yardım etki
    artık bende umut veriyim
    bana yardım etki
    sana ayırdıgım değeri binlere böleyim
    bana yardım et gülüm
    gece 12 de yattıgım günlere döneyim
    senden nefret etmem için bana yardım edermisin
    masum yüzünü unutmam için
    kayboldugum resimlerinde kendimi bulmam için
    seni tanıdıgım ilk gün kadar özgür olabilmem için
    bana yardım edermısın

    senden nefret etmek istiyorum,unutmak için
    hakaret et bana
    gözlerimin gorduklerının yanılgı oldugunu söyle bana
    sendeki imkansızlığı haykır bana
    gene hata yaptıgımı göster bana

    gösterki unutmamı kolaylastır
    gösterki, özleyerek atamadıgım kalbimden
    nefretle atıyım seni
    gösterki senin için ölürüm diyen dilimden
    ısminle atıyım seni

    bana yardım et nolur
    bir an olsun açık kapı bırakma bana
    bir an olsun sözlerinde umut yakalamıyım
    bir an olsun gözlerinde parlaklık bulmıyım
    bir an olsun acaba demiyim
    bana yardım et lütfen...

    bana yardım etki
    bekletiklerime döneyim
    bana yardım etki
    artık bende umut veriyim
    bana yardım etki
    sana ayırdıgım değeri binlere böleyim
    bana yardım et gülüm
    gece 12 de yattıgım günlere döneyim

    son bir yardım eli uzat bana
    unuttur kendini
    ben yapamıyorum sen yap bana bu iyiliği
    yapki geceleri yatarken sensiz öldürme beni
    yapki sabahları eksik bı yanımla uyanmıyım artık
    yap bana bu iyiliği nolur
    kafamla kalbim arasındaki bu savaşı bitir
    aşk dediğim bu saçmalığa bi son ver artık

    ben senden çok şey istemiyorum
    dılinden çıkıcak iki üç söze bitir beni
    bi kere sok yuregıme ,sivri iki laf
    ben acımıda alır giderim
    sen yeterki umut verme
    ben virgülleri çeker noktamı koyar giderim....

    yazamıyordum demiştim


     

    sözlerim kesildi aniden,konuşamaz,yaz amaz oldum…
    oysa vardı söyleyeceklerim sana dair…
    ama bulamadım hangi kelime anlatır beni sana?

    bulmak isterdim,bulup söylemek..
    belki…anlardın beni.

    sanki her söz eksik biraz seni anlatmaya,şaşırdım,n asıl olur da konuşamaz insan bu kadar anlatacak şeyi varken…
    uzun zaman oldu karalayamadım iki satır.oysa anlatmak isterdim seni kıta kıta…olsun isterdim,olmadı…

    oldurmak isterdim,
    belki…o zaman anlardın beni.

    sen gittin aşk bana kaldı,aşk yakışanda kalırmış.
    ardından siyah geceler kol gezdi yüreğimde, ben sol yanımı öldürdüm de siyah`a büründüm.kimse girmesin diye yüreğime,aşka küstüm.

    yazamıyordum demiştim ya işte yazdım…acaba hiç yazmasamıydım?
    ben seni aşk sanmıştım,yanılmışım …öyle olsan yanımda kalırdın.

    şimdi,
    seni sevdiğimi unut, vazgectim seni sevmekten dönsen de tanımaz yüreğim yüreğini,en iyisi unutmalı bu yalan olmuş ikiliyi. artık önümdeki günler ßi ßaka geçecek sana içecegim ********ligine ölesine ikilem içinde kaldımki anlatamam

    sen benim gözümde bir hiçsin

    sen benim gözümde bir hiçsin artık, nefretim aşkımı aştı bu gece, bugün ki sözlerin söz müydü artık son sözün sabrımı aştı bu gece..
    kolayca bitsin bu diyemedin de,  salladın savurdun basiretsizce, hiç mi ders almadın onca gezdik de yağmurun rahmeti aştı bu gece…
    yürümeyen neydi,ilişkimiz mi?  günüm sensiz bomboş deyişimiz mi? sensiz yaşayamam çelişkimiz mi? yalanın doğrunu aştı bu gece…
    evlenmek hayali kapımda idi  giriş kat evimin boyası yeni mobilyan,takımın, alınmış idi  vuslatım tadını aştı bu gece
    yapılan söylenmez, gelmezmiş dile allahtan beklenir kul bilmese de kızgınlığım buna, sebep ise de sabrım miadını aştı bu gece… 
    onca gez toz benle,seviyorum de sonra git nişanlan bir de ona de ********lik değil, nedir bu söyle küfrüm edebimi aştı bu gece…
    sana son bir sözüm, nasihatım var ,aldığım ahlakla bir terbiyem var  senin doğuran ana deyip geçmek var saygım adabımı tuttu bu gece.. gönlümün romanı bitti bu gece.. hangisine yansam şimdi gün gece..
    ömrümden beş yıl gitti bu gece…

    October 04

    Senin İçin Sevmek böyle

    Senin İçin Sevmek böyle özdeşleşmemeliydi isminle. Ve sen bunca yoğunluklar içinde sıyrılıp sonsuzlaşmamalıydın içimde. Kaçsam bu duygudan, kurtulabilir miyim(?) bilmiyorum. Kurtulmaya çalışsam pesimden gelir mi bu sevgi? Bilmiyorum. Sen bir bilinmez olarak devam edip gidecek... Ne yazık , çok yazık! Ben seni insanlarla paylaşmak istiyorum. Oysa insanlar seni kendilerine ait kılmak istiyorlar. İnsanlar seni benimle paylaşmak istemiyorlar. Korkuyorlar benden. Evet, içimdeki yüceliğini, içimdeki sonsuzluğunu biliyorlar da korkuyorlar benden. Seni benimle paylaştıkları zaman seni çekip alacağımı ve hatta senin kendiliğinden bana geleceğinden korkuyorlar. Ve susmadığım zaman biliyorlar ki sen büyüyeceksin içimde. Benim sözcüklerimle yüz yüze gelmek istemiyorlar onlar. Biliyorlar ki sözcüklerle gelsem sığdıramayacağım seni hiçbir şeye. Ve onlar bütün bütün bunlara rağmen seni küçük sevgileriyle anlatmakla yetiniyorlar. Seni büyülten ve yücelten bir duyguya bir sevgiye karşı durup, onu sindirme cesareti bulamıyorlar kendilerinde ... Ve sen, tüm bu insanlar içinde evet sen bile o küçük hisciklerle yetinmek istiyorsun., istiyorsun çünkü o hisçikleri görüyor, kabulleniyor ama beni farketmiyorsun bile. Düşüncelere sürüklüyor bu beni. İnsanlar evet korkuyorlar ama ya sen? Sende öyle olacaktın? Sende mi onlar gibi olacaksın? Anlamıyorum ya senin korkun nedir! O küçük göllerde yüzmekle yetinip bu koca deryadan neden kaçarsın bilmem? Enginliği ve sonsuzluğu mu seni korkutan, limansızlığı, geriye dönüsü olmamasından mi? Evet, bu yola girersen geriye dönemeyeceğinin korkusunu yaşıyorsun. Oysa ben seni yüreğimin bir yerlerine hapsedecek değilim. Sevgi tutsaklık değildir hiçbir zaman. Sevgi hapsetmez seni yaşatır. Sevgi salar, sevgi özgür kılar sevgi özgür kılar. Aslında sen o küçük hisçik göllerinin içine hapsolmuşsun da, haberin yok be sevgili! Bana gelsen, tutsaklıktan çıkacaksın oysa. Oysa! Biliyorsun iste! Bilsen! Bilsen! Bilsen benimle yeni bir doğuşa varabilirdin. Sevmeden de sevilebileceğini görürdün. Ben seni insanların yasadığı bir yerde bekliyordum... Belki de biliyorsun. Nedir sendeki olup bittiler bilmiyorum ki, bir kerecik olsun bile onlardan sıyrılıp da "SEN DE BENİMSİN" demedin ki bana. Nerden bileyim. Sen benimdin ama ben senin değildim. Sen sana ait olmayanlara sahiplendin, bense yaşadıklarıma. Sen, ah sen! öyle uzaksın ki... Öyle uzaksın ki ey sevgili, SENİN İÇİN ÖLEMİYORUM AMA, SENİN İÇİN YAŞIYORUM

    Şaşırma

    perdeleri !
    Kapat ki, yalnızlığın başlasın...
    Ürkme !
    İyidir insanın kendi kendine kalması.
    Alışmalısın...
    Mevsime pek gitmiyor
    Şimdi o şarkıyı sustur !
    Dinleme artık.
    Sanma ki aylardan ağustostur...
    Duvarlarına yüzümün gölgesi düşerse,
    Şaşırma !
    Bazı geceler ruhum, göç edecektir evine.
    Bu akşam tek kişilik yap kahveyi.
    Masaya bir tabak eksik koy...
    Şimdi rahatça seyret istediğin filmi...
    Vaktinde yatıp,
    Vaktinde günaydın diyeceksin.
    Kurtuldun dırdırımdan.
    Bundan sonra akşamları tek başına içeceksin...
    Kitaplarım sana emanet,
    Canın sıkıldığında okursun.
    Baktın ki işe yaramıyor,
    Sen de yırtıp atarsın.
    Unutuyordum az daha...
    Silme camdan o dörtlüğü, olur mu?
    Nasıl olsa kaybolur kendiliğinden...
    Bırak, ne olacak?
    Hüznüm bir süre asılı kalsın.
    Sen şimdi kapat perdeleri !
    Kapat ki, yalnızlığın başlasın...

    Anladım ki;
    Kelimelerin bittiği yerde sen başlıyordun

    Bırak ,gittiğin yerde kanasın bu hikaye…!!

    Sebepsiz sususlarda merhaba icimin acıyan yanı!

     

    Kelimeler arasında saklamaya calıstıgım yalnızlıklar büyürken ,sancılarım cogalmakta yine…

     

    Gidisinin bilmem kacıncı gününde bilmem kacıncı kez söylüyorum bunları sana!Sen yine duymuyorsun ama…Olsun be ,canın sagolsun…

     

    Yalancı dünyanın kapkara gökyüzüne bembeyaz hayaller takmıstık.Kıracaktık seninle bu karanlık zincirini…Olmadı!Yapamadık!Yapacak kadar ömür bicmedin sevgimize!Yabancı kelimeler kattın sevgimizin lehcesine…

     

    Hani ayrılık,bitis,son,giden ve kalan kelimeleri degmeyecekti bu sevginin diline?Söyle simdi hangisi düsüyor beni pervane eden bu sevginin dilinden?

     

     

    Sususlarda bulmustuk sevgimizi!Hasretle süsleyip her sabah yeniden katardık rüzgara!Uzak sehirlerde iki candık seninle!

     

    Her gece birlesir seninle gökyüzünde bir yerlerde selam verirdik her seye!Tebessümler yagdırırdık öksüz sehirlerin gecelerine…

     

    ßakışlarım değdiğinde gözlerine bir kere daha bulurdum hayatı!ßir kez daha anlardım hayatımı bakışlarına sığdırdığımı!

     

    Sen hissetmeden büyürdün içimde…

     

    Hatırlar mısın bilmem ama bir ev yapmıştık seni düşlerimizde…Küçücük bir evdi hani!Masmavi umut fideleri ekmiştik bahçesine.Sevgimizle beslerdik onları seninle…ßoyumuz kadar olmuşlardı en son gördüğümüzde!Şimdi ne haldeler biliyor musun?

     

    Yaprakların takati kalmamış esen rüzgarda eğilmeye, gücü yok artık tomurcukların güneşe bakmaya!Sevgisizliğe daha doğrusu sensizliğe dayanacak gücü kalmamış köklerin!

     

    ….

     

    Şimdi biri sorsa sana gözlerimin rengini söyleyebilir misin?şimdi gelsem kapına gözlerimden tanıyabilir misin beni?Unutamam dediğin gözlerin kaldı mı saklında?O kadar ömür biçtin mi gözlerime?

     

    İçimde bir şeyler sen olurken ben çoktan gitmişim uzak kentlere…Soğuk gecelerde cam kırıklarını sermişim üşümesin diye yüreğime…Ağustos güneşinde titreyen yüreğim bir haber kalmış şimdi senden…

     

    Şimdi kim bilir nerde,kiminlesin?Çağırsam gelir misin?

     

    Sus…

     

    Geliceksen bile gelirim deme!İstemem ,kal olduğun yerde!Özlemedim diyemem ama gelme işte…

     

    Neden sorma!ßende çok sormuştum sana bu gidişin nedenini!ßahaneler türetmiştin kendince!Yalancı etme beni, ne olur neden sorma!Ama sakın gelme…İstemem!

     

    Gelsen neyi değiştirebiliriz ki şimdi?Hangi son bulan yeniden dönmüş ki başa?Hangi duran kalp yeniden başlamış eskisi gibi çarpmaya?Sancılarında boğulmaya,yokluğunun boşluğunda asılı kalmaya razıyım…Ne olur sen sakın gelme!

     

    Bırak ,gittiğin yerde kanasın bu hikaye…!!